Flash Playeriniz y�kl� degil.
Flash y�kle

Zülfü Livaneli’nin Alevilik Konusundaki Yazı Dizisi üzerine.

Sanatçı Zülfü Livaneli’nin Vatan gazetesinde yayınlanan ‘Anadolu İslamı ve Alevilik’ adlı yazı dizisi, Aleviler ve Alevilik açısından düşündürücü ve irdelenmeye muhtaçtır.

Yazar, “Alevilik konusunda kulaktan dolma bilgilerle konuşanlara” üzüldüğünü belirterek meydan okuyucu bir tavır sergilemeyi ihmal etmiyor. Oysa yazı dizisinde sunduğu bilgiler çok önemli yanlışlar içeriyor. Şimdi bu yanlışları madde madde sunalım:

1- Sayın Livaneli, Alevi coğrafyasından haberdar değildir. O kadar ki, Alevilerin yalnızca Anadolu ve Balkanlarda yaşadığını sanmaktadır. Oysa Alevi coğrafyası bundan çok daha geniştir. İran, Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde yaşayan milyonlarca Alevi vardır. Hele hele Livaneli’nin İran’daki 8-12 milyonluk Alevi kitleden ve Suriye’de iktidarda bulunan Alevilerden haberdar olmaması büyük bir eksikliktir. Hemen belirtelim ki, İran’daki Şiilerden söz etmiyorum, dede ocaklarıyla, cemiyle, musahipliğiyle yaşayan ve cemhanelerde ibadet eden Alevilerden söz ediyorum. (Mürşit dede ocağı Sultan Sahak’tır. Pir dede ocakları ise Baba İsevi, Hamuşi, İbrahimi, Mustafai, Ahmet Miresüri, Ateşbegi’dir.) Suriye’deki Aleviler yine bir şeyh (dede) grubuna bağlı taliplerden oluşan; yola giriş töreni, musahipliği (em-i Seyyid), Hızır orucu ve inancı gibi Aleviliğin ana kriterlerine uyan topluluklardır. Bilindiği gibi bunların bir bölümü de ülkemizdedir ve dış gruplar bunları Nusayri adıyla anmaktadır. Kendileri ise Alevi terimini kullanmaktadır.)

Kısacası, Alevilerin coğrafyasından bile haberdar olmayan Livaneli’nin Alevilik hakkında yazdıkları da buna paralel olarak eksik ve yanlış olacaktır.

2-Sayın Zülfü Livaneli, Alevi toplulukların etnik kökenlerinden de pek haberdar değildir. Alevileri, Türklerden ibaret sanmaktadır. Oysa, Balkanlardan Basra körfezine kadar uzanan coğrafyada yaşayan Aleviler, Kürt, Arap, Türk, Rom, Arnavut, Fars gibi etnisitelere mensuptur. Alevi nüfusun tümü dikkate alındığında Türkler bir azınlık durumunda kalmaktadır. İran’da yaşayan Aleviler, Türk, Kürt, Rom ve Fars;
Irak’ta yaşayan Aleviler Kürt ve Türk;
Suriye, Lübnan ve Ürdün’de yaşayan Aleviler Arap (Suriye’de çok az olsa da Türk ve Kürt Aleviler de vardır);
Türkiye’de yaşayan Aleviler Kürt, Türk, Arap ve Rom (Yaygın kanının tersine, Türkiye’deki Alevilerin çoğunluğu Kürt’tür.)
Balkanlarda yaşayanlar Arnavut ve Türk’tür.

Bu bilgilere ek olarak Aleviliğin diline bakıldığında durum şöyledir: İran ve Irak’taki yazılı metinler Kürtçe (Gurani lehçesinde); Türkiye’dekiler Türkçe; Suriye, Türkiye, Lübnan ve Ürdün’deki Arap Alevilerde ise Arapça’dır. Dolaysıyla ‘Aleviliğin dili Türkçe’dir’ gibi bir ifade de tümüyle yanlıştır. Kendisi de bir müzisyen olan ve zaman zaman Alevi deyişleri söyleyen Livaneli’nin, İran ve Irak’taki kelamlardan haberdar olmaması da ayrı bir eksikliktir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Türkiye’deki Alevilerin (Araplar hariç) kullandığı terminolojide Arapça, % 63 gibi tartışmasız bir üstünlüğe sahiptir. Kürtçe-Farsça % 22, Türkçe ise % 13 oranındadır. (% 2 terimin etimolojik kökeni tartışmalıdır.)

3-Sayın Livaneli, Sünni inancındaki Hoca Ahmed Yesevi’yi, Hacı Bektaş’ın hocası olarak sunmaktadır ki bu, başlı başına bir şehir efsanesidir.
a- Hacı Bektaş bir dededir. Alevilikte ders alınarak dede olunmaz, soydan gelmek şarttır.
b- Hoca Ahmed Yesevi’nin hocası Yusuf Hemedani’nin Sünniliği gayet açıktır.
c- Hoca Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş’ın doğumundan en az 50 yıl önce ölmüştür.
d- Hoca Ahmed Yesevi, şeceresini Ebu Bekir’e bağlar ki, Aleviler açısından bu, kabul edilemez bir durumdur.
e- Hoca Ahmed Yesevi, şiirlerinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ı övmektedir ki bu da Aleviler açısından kabul edilemez bir durumdur.
f- Hoca Ahmed Yesevi’nin yaşadığı coğrafyada ne geçmişte ne de günümüzde Alevi nüfusun varlığından söz edilemez.
g- Alevi deyişlerinde menakıbnamelerinde Hoca Ahmed Yesevi’nin adı geçmez.
h- Sayın Livaneli’nin iddiasına göre Hacı Bektaş’tan daha önemli bir kişilik olan Hoca Ahmed Yesevi’nin adı Alevilerin temel ibadet formu olan cemde geçmez.
i- Hacı Bektaş bir dede ocağı kurucusudur. Hoca Ahmed Yesevi, dede ocağı kurucusu değildir, zaten dede değildir.

Peki Hoca Ahmed Yesevi-Hacı Bektaş efsanesinin dayanağı nedir? Bu ilişkiye yer veren tek bir eser vardır, Hacı Bektaş Vilayetnamesi. Vilayetnamenin yazarı Uzun Firdevsi İranlı bir Sünni olup Osmanlı sarayında tarihçidir. Eserini Hacı Bektaş’ın ölümünden 210 yıl sonra kaleme almıştır. Oysa Hacı Bektaş Vilayetnamesinden önce yazılan Hacım Sultan Vilayetnamesinde Hoca Ahmed Yesevi’nin adı geçmez. Bilindiği gibi Hacım Sultan, Hacı Bektaş’ın baş halifesidir. Öteki menakıbnamelerde de böyle bir ilişkiden söz edilmez.

Ayrıca Hacı Bektaş, Türk, Kürt, Arap gibi ırklardan hiç söz etmemiştir. Şeceresine göre o, Musa Kazım soyundandır.

Tüm bunlara bakarak, Hacı Bektaş ile Hoca Ahmed Yesevi arasında bir ilişkiden söz etmek mümkün değildir. Ayrıca Hacı Bektaş’ın Nişabur, İran-Afganistan Horasanı gibi yörelerle bağlantısından da söz edilemez. Onun asıl adı Muhammed’dir, Hacı Bektaş, ‘Bektaş topluluğunun hacısı’ anlamında sosyal bir addır. Bektaş topluluğunun bilinen ilk yurdu Urfa ve Mardin’dir.

4- Sayı Livaneli, Alevi erenlerin coğrafyasını da yanlış sunmaktadır. Dede Garkın’ın Antalya’ya, Otman Baba ve Baba İshak’ın Amasya’ya yerleştiğini yazmaktadır ki, tümüyle yanlıştır.

Garkın aşiretinin dedesi olan Dede Garkın (asıl adı Numan), Mardin’in Derik ilçesinin Dedeköy (köyün eski adı Dedegarkın’dır) köyünde yaşamıştır ve türbesi de oradadır.

Dede Garkın’ın halifesi olan Baba İshak, Mardin’den hareket ederek Konya sultanlığı ordusuyla defalarca çarpışmış ve Kırşehir yakınındaki Malya ovasında şehit olmuştur.

Otman Baba, Trakya’da yaşamıştır, Amasya’da değil.

Sayın Livaneli, Samsat’ta Bogomillerin yaşadığını iddia etmektedir ki, tümüyle yanlıştır. Bogomiller, Balkanlarda yaşamış Hıristiyan-Düalist bir topluluktur. Ayrıca, sözü edilen Samsat, Adıyaman-Samsat değil, Elazığ’ın doğusundaki Ermenistan Samasota’sıdır.

Bunlar, Sayın Livaneli’nin düştüğü maddi hatalardır. İşin başka bir boyutu, Livaneli’nin, Aleviliğin temel kurumu olan dede ocaklarından haberdar olmamasıdır. Bu o kadar vahim bir eksikliktir ki, Alevi denen kişi bir dede ocağında yer alan ya bir dede ya da bir taliptir. Yalnızca Hacı Bektaş’tan söz etmesi, Hacı Bektaş’la denk olan Baba Mansur, Avuçan, Sultan Sahak gibi mürşitlerden söz etmemesi, Alevi erenlerin ve toplulukların önemli bölümünü kapsam dışında bırakmaktadır.

Sayın Livaneli, Şamanizm, Zerdüştizm, Mazdekizm gibi oluşumları Alevilikle ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Oysa Aleviliğin bu yapılarla bir ilgisinden söz edilemez. Ne Şamanın, ne Zerdüşt vb. din adamlarının Alevi dedeleriyle bir benzerliği ve ilgisi yoktur. Dede, talipleri görgüden ve sorgudan geçiren görevlidir.

Kısacası, Sayın Livaneli’nin Alevilikle ilgili yazı dizisi baştan sona birçok yanlışları içeren, genel çerçevesi Alevilikle örtüşmeyen iddialardan ibaret bir yazı dizisidir. Sayın Livaneli ile Alevilik konusunu istediği ortamda, örneğin bir Tv kanalında tartışmaya hazırım.

   

Yorum Paylaş

   

Beğen

   

Arkadaşına Gönder