Flash Playeriniz y�kl� degil.
Flash y�kle

Alevilikte Tanrı İnancı

Aleviliğin tanrı öğretisi VARLIĞIN BİRLİĞİ ve bunun en mükemmel parçası olan insanın kutsallığı üzerine kuruludur. Aleviler (vahdeti mevcut)] varlığın birliği: tanrının her şeyi kendi varlığı, ışığı, nuru, alevinden yarattığına, varlığın yoktan var olmadığı gibi, yok edilemeyeceğine,  Tanrı, doğa ve insanın, (tüm alemin) bir bütün  (HAK) Tanrı olduğuna ve bu varlığın en mükemmel parçası olan insana (Ademe) tanrının kendi ruhunu verdiğine inanır. Bu nedenle tüm varlıkla birlikte,  kamil-i insan ve cemlerimizde darına durduğumuz Halacı Mansur’un, En-El Hak ‘tanrı bende, ben tanrıdayım, hak-i-kat-ım’ düşüncesi, Aleviliğin Hak tanrı anlayışının özünü oluşturur.   Bu anlayışı örnek, ulu ozanlarımızdan Aşık Daimi; Kainatın aynasıyım, isimli deyişinde, Hakkın VARLIK deryasıyım, Madem ki ben bir insanım, İnsan hakta hak insanda, Ne ararsan bak insanda,,, Enel-Hak`ım ismim ile, Hakka erdim cismim ile, Benziyorum resmim ile , Madem ki ben bir insanım,,, diye dile getirmektedir.


Alevilik inancının temel kitaplarından sayılan Buyruk ve Makalat’ta  HAK’ın (tanrının) kendi varından, özünden, ruhundan, nurundan zahiri dış görünümü temsilen Muhammed’in nurunu ve  batini özü temsilen Ali’nin nurunu ve bu iki nurdan tüm varlıkları oluşturduğu, tanrı ruhunun 4 kapı, hava ateş su toprak evrim süzgecinden geçip sonuçta, insanın topraktan yaratıldığı, tanrı ruhunu insanda olduğu düşüncesi anlatılır. 

Bu nedenle Alevilikte Hak-Muhammed-Ali  üçlemesi tanrının birliği olarak algılanır bir kelime olarak söylenir.

 

Alevilik öğretisi zahiri yüzeysel şekle değil, öze önem verir ve Tevrat, İncil, Kuran vb. kutsal kitapların da batini özü, insana verilmek istenen ahlaki değerlerine sahip çıkar…  Alevilik;  “Okuyan Muhammed, yazan Ali’dir”,  “Aynayı tutum yüzüme, Ali göründü gözüme”, “Ben Aliyim Ali benim” gibi yüzlerce deyimle, bir Ali kültü oluşturur, Hz. Ali’yi tanrılaştırır gök yüzüne çıkarır sonra yere indirip  En-el-Hak düşüncesiyle, Ali-Tanrı düşüncesini insanda bütünleştirir.

 

 Alevilik öğretisinde insan yaşamı, tanrıyla bütünleşmeyi amaçlayan uzun ince devriyeli  bir yoldur.. Alevilik inancında tanrıyla bütünleşmeye giden YOL, 4 kapı 40 makamdan geçer. Edebine  sahip olup, hak yemeden hak yedirmeden, bilim, sevgi ve saygı yolundan ilerleyerek, insanın  kendini (hakkı) arayıp bulması, kendini bilmesi, kamili insan olmaya çalışması, hak için, halka hizmet etmesi ile olur (Halka hizmet, Hakka hizmet insanlığa hizmettir).  Aleviler bu nedenlerle inançlarını, Hak-Muhammed-Ali, Hünkar Bektaşi Veli, Kamili insanlık yolu. Kısaca HAK YOLU diye tanımlarlar. Ölülerinin ardından Hakka yürüdü hakka kavuştu diye hitap ederler..

 Alevilik mistik  (sezgi ile anlama) yönü fazla olan bir inanıştır. Bu mistik yan, inancın temelini oluşturan HAK-Muhammed-Ali deyiminde de görülmektedir. Alevilikte Tanrı korkusu değil, Tanrı sevgisi vardır. Yaratıcı ve yaratılan arasında bir karşıtlık ve çelişki olmayıp, birbirini tamamlayıcı bir bağlantı olduğu varsayılmaktadır.

 

Buna göre yani varlığın birliği anlayışına göre, insan Tanrı’nın varlığının bir parçasıdır. Ona ulaşmak, ondan korkarak, şeriatın  biçimsel koşullarına uymakla olmaz. Ona ancak onu karşılıksız severek ve onunla bir olarak ulaşılabilir. Aleviliğin tanrı öğretisine yönelik düşüncelerinin temelini, Beyazıd-ı Bistami, Hallac-ı Mansur gibi tanınmış sufilerin düşünceleri oluşturmaktadır. Onlar namaz, oruç, hac gibi, biçimsel ibadetleri reddederek biçimi değil, özü esas alıyorlardı.

 

Hallac’a göre, Hak’a ulaşmak için Hacca gitmek gereksizdir, şöyle ki “Gerçek Kabe taş bir yapı olmayıp, insanın kalbidir.” Benzer görüşleri Anadolu’daki Alevi aşıkları (ışık ozanları) örneğin Yunus Emre’nin şiirlerinde de bulabiliriz. Hakka ulaşmanın şeriatın emrettiği ibadetlerle olamayacağına, Hakka her yerde ve her istenen zamanda ulaşıla bilineceğine inanılır. 

 

 Alevi-Bektaşi inancında insan

 Alevilikte insan tanrı’nın bir parçasıdır, dolayısıyla insan Tanrı’ya korkuyla değil sevgiyle yaklaşmalıdır. Aleviler tanrının cezalandırıcı değil, sevgi dolu olduğuna inanırlar. Alevi öğretisine göre Tanrı’ya ulaşmanın en iyi yolu İnsan-ı Kamil (Olgun İnsan) olmaktır. İnsan-ı kamil ise Tanrı’nın yeryüzünde yarattığı en şerefli varlıktır.

 

Alevi pir ve uluları baskılardan dolayı, Tanrı, insan anlayış ve inançlarını çok çeşitli semboller altında sır içinde sır etmiştir.

 Alevi mitolojisinde ‘Güruhu Naci’ye diye tanımlanan, Ademle Havva’nın bir iddia üzerine küpe üfledikleri nefeslerinden 40 günlük evrim  sonra olan (yani Ademle Havva’dan doğmayan)  ve Naciye isimli bir melekle evlendirilen 73’cü çocukları Naci’den bahis edilir. Bazı Alevi dede ve araştırmacıları bu mitoloji ile ’40’lar cemi’  mitolojisi ve Alevilikte en çok kullanılan 3’ler, 5’ler, 7’ler, 40’lar vb. sayılar arasında ilişki  kurarak, bunu anne babaya ve çocuğun ana rahminde 40 günlük evrimi, cinsiyetinin belli olması ve doğuma bağlamaktadır. Bu anlatımla da Tanrı yine insana indirgenmektedir ve bu görüşte bazı Alevi anlatım ve deyişlerinde görülmektedir.

 

Alevilikte ki Tanrı-İnsan anlayış ve  inancı, en belirgin şekliyle  ‘devriye’ denilen Alevi deyişlerinde ortaya çıkmaktadır.

 

 Alevilikte devriye inancı

Alevi – Bektaşi devriye inancında her şey başlangıçta aklı-kül ile nefsi-kül, karşıtlarını içinde barındıran mutlak BİR VARLIKTI. Alemde var olan her şey, bu mutlak varlığın kendi içindeki çelişkinin, diyalektik dönüşüme başlayıp, büyük bir ışıkla evrene yayılması ile ortaya çıkar (big-bang). Bu ışıkla birlikte mutlak varlığın özü (tanrı/ruh/can) maddenin dört öğesi olan toprak su, hava, ateşe iner. (devri-fersiye).

HBV’nin Makalat isimli kitabında 4 kapıda CAN (5’ler), sembolik olarak bu evrim anlatılır. O mutlak varlık (ruh/can) madde bitki hayvanat aleminde evrimini tamamlayarak sureyi insana, insan suretine ulaşır. Buradan da kamili insan evresini tamamlayarak, geri Hakka yükselişi (devri-arşiye) ilk varlığına geri dönüşü tamamlar. Alevilikte bu dönüşümü anlatan deyişlere vs. devriye denir.

 

Alevilikte önsüz ve sonsuz mutlak varlıktan fışkıran ışığın  (ruhun) cisimden cisme göçüşü ve ölümsüzlüğüne inanılır. Ten ölesi, can ölesi değildir.

 Alevilikte ışık= Hak’tır, nurdur, delildir çeragdır, ocaktır, mumdur, aydınlanmadır, bilimdir, Hakkın zifiri karanlığı yaran alevidir.

Bütün Osmanlı kaynaklarında Alevilerle ilgili ferman ve fetvalarda ‘ışık taifesi’ terimi kullanılmıştır. Alevi ozanları da kendilerine ışık ozanı demiştir, bu sonraları Aşık’a dönüşmüştür. Alevi cemlerinde delil/çerag uyandırılmadan, cem yapılmaz. Cemde meydana ‘’nur ola sır ola’’, diye 3 defa sembolik olarak süpürge çalınıp çeragdan dökülen küller postun altına sır edilir.

 

 Kül karbondur, bugün bilim adamları varoluş fosillerini araştırarak canlı  yaşamın karbonla başladığı sonucuna varmıştır. Hünkar Bektaş Veli bir yanardağ olan Hırka dağındaki ateşin küllerini doğaya serpmesi de ışık/ateş ve külü evrenin özüyle özdeştirmesi kutsanmasıdır. Alevi kelimesi direk bu mutlak varlık küli-aklın’dan fışkıran ışıktan alevden gelir. Hz. Ali’de ‘Ali nur’ olarak bu devriye içine alınıp mutlak varlıkla bütünleştirilmiştir, ona tanrısal bir elbise giydirilmiştir. Aleviliğin Şahı Merdanı, Hz. Ali’si, Velisi, Kızıl Delisi, önsüz ve sonsuzdur, dün Ali olmuş bugün Veli olur, yarın bir başkası, devirden devire bu yolu sürüp gelmiş hiç bir güç, bu değerleri eritip yok edememiştir. Çünkü kül-i-akıl sürekli kendisini geliştirmektedir.

Eski Çin, Hint, Iran, Yunan, Anadolu düşüncelerinde de rastlanan, Alevilikteki bu devriye anlayışı soyut olan tanrıyı, (ideali)  cansızlar, bitkiler, hayvanlar aleminden süzülüp kamili- insana dönüştürür. Ve Kamil-i insandan yola çıkarak, KAMİLİ TOPLUM (rıza şehri) yaratmaya girişmiştir bu örnek: Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal, Börüklüce Mustafa ve Yol erlerinin Aydın’da kurdukları komünal toplumda, mülkiyetin ortada kaldırıldığı, ortak üretin ve paylaşıma dayalı ‘Ortaklar köyü’ modelinde somut olarak görülür.

 

Veli’m aydur, dört dergahtan evveli,

Şeyhoğlu, Bedreddin, Bektaş-ı Veli,

ORTAKLAR adına didemin seli,

Çağlar gider, bizim Dede Sultana.

Alevilikte Tanrı-Doğa-İnsan kutsal üçlemesi, varlığın birliği, Vahdet-i mevcut tanrı anlayışı, tez-antitez-sentezde, tüm nesnelerin toplamında bütünleşir. Böyle ayakları yere basan bir tanrı inancı tek tanrılı dinlerde yoktur, bütün kıyımlarda bundan dolayıdır. Anadolu Alevi Bektaşi öğretisi evren’de elle tutulan gözle görünen bütün maddesel örtüyü tanrısal özle özleştirmiştir.  Anadolu Alevi inancı tanrıyı kamil insanın gönlüne sokmuştur.

Tanrıyı toplumdan kopuk hükmedici konumundan alıp, ete kemiğe büründürerek gerçek yaşamın içine sokmuştur. Alevilikte bu devriye anlayışını anlatan yüzlerce deyim ve deyiş vardır, birkaç örnek.

 Bir zaman hak idim hak ile kaldım

Gönlüme od (ateş) düştü yandım da geldim..

(Şah Hatayi)

 

Gayridir her milletten bu bizim milletimiz

Hiç bir dinde bulunamadı din ü diyanetimiz

Bu din-ü diyanet te yetmiş iki millette

Bu dünya, ol ahrette ayrıdır ayatımız  

(Yunus Emre)

 

Ondört bin yıl gezdim pervanelikte (uzayda)

Sıtkı ismim buldum divanelikte, (dünyada)

İçtim şarabını mestanelikte (baygın seri-hoş içen)

Kırkların ceminde dara düş oldum  

(Sitki Baba)

 

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik
Hak’a hiç bir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi söyle dursun cismi yok idi
Hiç bir kıyafeti resmi yok idi
Sekil verip tıpkı insan eyledik  

(Edip Harabi )

   
Şu fena mülke çok gelip gittim

Yağmur olup yağdım ot olup bittim

Urum diyarını ben irşat ettim

Horasandan gelen Beştaş idim ben

 

Gahi nebi gahi Veli göründüm (bazen peygamber önder bilgin)

Gahi uslu gahi deli göründüm

Gahi Ahmet gahi Ali göründüm

Kimse bilmez sırrım kallaş idim ben

Şimdi Hamdülillah Şiri dediler

Geldim gittim zatım hiç bilmediler

Sırrımı kimseler fehm-etmediler

Hep mahluk kuluna kardaş idim ben

(Hamdülillah Şiri)

 

Katre idim ummanlara karıştım (damla deniz)
Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir
Devre edip alemleri dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir

Bulut olup ağdığımı bilirim
Boran ile yağdığımı bilirim
Alt anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir.

(Gufrani)

 

Alevilere göre, tanrıya ibadet etmek, O’na ulaşmak için biçimsel şeriat kurallarına uymak gerekmez. Esas olan biçim değil özdür. Alevi-Bektaşilerin Tanrıya olan bağlılığı ve sevgileri biçimsel olmayıp, özü aşkı esas alan mistik ve tasavvufi bir bağlılıktır. 

 

Her nereye dönülse Tanrı oradadır. Alevi inancında Tanrı’ya ibadetin belli bir biçimi, şekli, zamanı, mekanı yoktur. Her yerde her zaman Tanrı anılır, ondan yardım istenir.   Yüce Tanrı’nın gerçek evi, ibadethaneler değil, insanın kişinin gönlüdür. Bu nedenle insanın diğer insanlarla olan dostluğu, ziyaret ve muhabbet etmesi, Kabe’yi ziyaret etmek karşılığı (Gönül Kabe’si) olarak nitelendirilmektedir.   

 

Tasavvuf anlayışına göre doğada var olan her şey Tanrı’yı oluşturur, her varlık tanrının bir parçasıdır. Alevi felsefesinde VARLIK yoktan var olamaz ve var olan hiç bir şey  ebediyen yok edilemez.  Alevi-Bektaşilere göre insan kainatın aynası, tanrının yeryüzündeki görüntüsüdür. Bu söylemler, her şeyin bir olduğu, yani varlığın birliği (vahdet-i mevcut vücut) anlamına gelir.

 

Aleviliğin bu tanrı anlayışı tüm inananlar tarafından bilinir, fakat her üye bunu bilgi düzeyine göre, günlük hayatında farklı yorumlayabilir. Alevilikte tanrı genellikle:  HAK, Ya Ali, Şah Hü, Hüda, Tanrı, Allah Kamili/insan, Yaradan, Mevla, Dost gibi. değişik isimlerler anılır. Bu kitapta tanrı adı olarak Alevi Bektaşilerin en çok kullandığı ‘HAK’ terimi kullanılmıştır.

   

Yorum Paylaş

   

Beğen

   

Arkadaşına Gönder